Muhammed İkbal

Batı... Dünya tarihindeki çoğu büyük savaşın kıvılcım noktası olmasına rağmen, dünya kıtaları arasında en zengin ve refah olanı. Bu zenginliğin sebebi olarak Avrupalıların çalışkanlıklarını ve azimlerini gösterebiliriz, peki tüm bu savaşların ve acıların nedeni olarak neyi söyleyebiliriz? Muhammed İkbal, işte bu sorunun cevabını bulmuştu; Avrupa milletlerinin ahlâki zayıflığı...

 

Muhammed İkbal, İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da bile "sir" ünvanına lâyık görülen nadir kişilerden biriydi. Batı medeniyetini incelemiş, bu incelemelerin sonucunda da islam aleminin dünyayı yönetebilecek en iyi ahlaki temele sahip olduğunu farketmişti... İslam ülkelerinin sömürge güçlerinden kurtulması için birçok girişim yapmış, hatta kurtuluş savaşında Ankara hükümetine maddi yardımda bulunmuştu.

 

Ortaya attığı fikirlerle Pakistan'ın kurulmasında da fikir babalığı yapmış oan İkbal, bu planları ile İngilizler tarafından bile saygı görmüştü. O, dünyayı yönetebilecek zihniyetin ancak İslam ahlakında saklı olduğunu söylüyordu.

 

İşte bu büyük kişiliğin hayat hikayesi...

 

 

 

1873 yılında, şimdiki Pakistan sınırları içerisinde bulunan Pencap Eyaletinde doğan İkbal, ailesinin dindar bir kökten gelmesi dolayısı ile de kısa sürede medrese ve din ilimlerini bitirdi. Lahor'da yüksek öğrenim yaptıktan sonra, 1905'te Londra Cambrigde Üniversitesi'ne gitti. İngiltere'de bulunduğu 3 yıl, onun dünya görüşünü temelden değiştirecekti.

 

Batı kültürünü inceleme başlayan İkbal, Batılıların bilim ve teknikteki ilerlemelerine hayran kalmış, fakat maddi bakımdan güçlü bu medeniyetin manevi açıdan zayıf olduğunu farketmişti. Kişiler ve medeniyetler arası amansız bir rekabete dayanan bu medeniyetin, mutlak ahlaki değerlerden çok uzakta olduğunu bir şiirinde şöyle ifade ediyordu;

 

 

"Ey Batılı insan, Allah'ın bu dünyası dükkân değildir,

 

Değer verdiğiniz şeylerin hiçbiri gerçek değildir."

 

Batı'nın bu zıt kutuplu hâli, Muhammed İkbal'i derinden etkilemişti. İkbal'e göre İslam'la barışık modern bir bilim ve teknoloji anlayışı, hem ahlaki hem de teknolojik olarak büyük bir medeniyetin kapılarını açacaktı. Bir başka deyişle Muhammed İkbal, Batı medeniyetinin bilim alanındaki eserlerine, onda bulunmayan ahlaki değerlerin de eklenmesi ile büyük bir medeniyetin ortaya çıkacağına inanıyordu.


İkbal, İngiltere'de bulunduğu zaman boyunca İslam medeniyeti hakkında birçok konferans verdi,  makaleler yayınladı. İngiltere'nin ardından Münih'e giderek doktora yapan Muhammed İkbal, kafasındaki büyük planlar ile 1908'de Hindistan'a döndü.


Hindistan'daki ilk yıllarında Hindistan'ı geleceği üzerine kafa yoran İkbal, bu yönüyle milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ile de benzerlik göstermektedir. Büyük kitlelere karşı okuduğu coşkulu şiirler, onun siyaset arenasına girmesini sağlayacaktı. 


Muhammet İkbal,  Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında zenginlik olarak bizden pek farkı olmayan Hindistan halkını örgütleyerek, Ankara hükümetine 1.3 milyon Sterlin maddi yardım gönderdi. İslam dünyasında da popüleritesi artan İkbal, 1930 yılında Hindistan Müslümanlar Birliği'nde yaptığı konuşmada, müslüman Hindistanlıların Hindistan'dan ayrılarak yeni bir ülke kurmalarını söylüyordu.


Farklı dinlere mensup insanların çoğunlukta olduğu Hindistan'dan ayrılarak daha güçlü bir ülke kurulabileceğini fikrni ortaya atan İkbal, bu bölünmenin din esasına göre yapılmasını istiyordu. İlk başlarda basit bir şairin ütopyası olarak görülen bu proje, ilerleyen süreçte Pakistan'ın Hindistan'dan kopmasını sağlayacak en büyük fikir akımı olacaktı...


Yıllardır direndiği hastalığına, Atatürk'ün ölümünün birkaç ay öncesinde yenik düşen Muhammed İkbal, 21 Nisan 1938 yılında vefat etti. Ölümünden 9 yıl sonra, 1947'de Pakistan kurulacaktı...


 

 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi