çatışma

Roosevelt ABD'nin Savaşa Katıldığını Açıklıyor: "Zafer Kaçınılmaz Olandır!"

Savaş ilanını millete bildirmek zor iştir. Savaş gibi yıkıcı bir olayı, "zafer" gibi kutsal bir amaç ile birleştirebilmek, bunu halka bildirmek ve halkı coşturabilmek... Özellikle 20. asrın başlarından itibaren bu durum daha da zorlaşacaktı.

 

1939'da Alman Panzerlerinin Kızıl Ordu ile beraber Polonya topraklarını iki yandan ilhak etmeye başlaması, Avrupa için yeni bir savaşın başladığını da tescilliyordu. İki yıl içerisinde Moskova sınırına dayanacak olan Nazi sancakları, herşeye rağmen küresel bir savaşa neden olamayacaktı. 7 Aralık 1941 gününe dek bu savaş, sadece Avrupa'nın iç savaşı olarak gözüküyordu. Ancak, o gün herşey değişecekti...

 

Hawaii'deki Pearl Harbor Limanı'nda güneşli bir sabah vaktinde, gökyüzünü dolduran yüzlerce Japon savaş uçağı, Birleşik Devletler'e tarihi boyunca ilk ve tek anakara saldırısını başlatacak, ABD deniz ve hava kuvvetleri ağır bir darbe alacaktı. Ertesi gün bu haberi tüm ABD halkına duyuran başkan Franklin Roosevelt, ABD'nin Japonya ile savaşa girdiğini beyan ediyordu. İki gün sonra, Almanya ve İtalya'nın da ABD'ye savaş ilan etmesi, Avrupa'nın iç savaşı gibi gözüken 2. Dünya Savaşı'na küresellik kazandıracaktı...

 

Marshall Planı

ABD, belki de tarih boyunca ortaya çıkan en büyük süper güç. Niye mi? Şu zamana dek, ne Roma, ne Osmanlı ne de ismini sayamadığım diğer yüzlerce devlet bu denli bir güce ulaşmıştı. Bakın sadece askerî gücü imâ etmiyorum; hem ekonomik hem de diplomatik yönden dünya devletleri arasında lider konumda olan bir devlettir ABD.

 

İşte bu büyük imparatorluğun kurulmasında, şüphesiz ki kurnaz diplomatik hamlelerin payı da çok büyüktür. Bakınız ABD, bağımsızlık savaşında Fransa ile yakın ilişkiler kurmasına karşın, şimdilerde bağımsızlık savaşında süngü süngüye savaştığı İngiltere ile yakın müttefiktir, buna benzer; cumhuriyet rejimini sürekli olarak ilk kullanan devlet olma özelliğini öylesine afişe etmişlerdir ki, özellikle Ortadoğu'da ABD demek, "özgürlük, eşitlik ve demokratikleşme" anlamına gelmektedir neredeyse...

 

Tüm bu özelliklerin yanında ABD, henüz birkaç asırlık devlet olmasına karşın Avrupa devletlerinin hâmisi olma rolünü de başarıyla sürdürüyor. Avrupa-ABD ilişkilerini, babasına emir veren oğul ilişkisine benzetiyorum. Ve işte ABD'nin Avrupa devletleri karşısındaki bu büyüklüğünün asıl nedenlerinden biri, şüphesiz ki Marshall Planı'dır...

 

 

2.Kore Savaşı Senaryosu

Birkaç yıl önce Ortadoğu hakkında akıl almaz komplolar üreten ABD menşeili basın/yayın grupları, bugünlerde aynı teorileri Kuzey Kore hakkında üretiyorlar. İran'ın nükleer projelerini askıya almasına neden olan bu bir dizi teori, şimdi de Asya'nın soğumamış bölgesi olan Kuzey Kore'de tartışılıyor. Peki bir nükleer savaş, onların söylediği gibi bu kadar olası mı? Olası ise, bu savaşa start verecek olan ülkeler hangileri olabilir?

 

Nükleer silah kullanmak, bir ülkenin tek başına karar verebileceği birşey değil. Eğer böyle birşey yapılırsa, arkasından gelecek olan tehlike de göz önüne alınmalı. Soğuk Savaş boyunca nükleer silahların kullanılmamasının temel sebebi de buydu aslında; ne ABD ne de SSCB nükleer silahın zararlarını göze alamadı. Ancak, şimdi politika sahnesinde çok daha çılgın bir ülke var: Kuzey Kore...

 

Modern Dünyanın Temel Çizgileri Şekilleniyor: 1929 Bunalımı

Dünya, 20. yüzyılın başından itibaren küreselliğin zirvesine oturmuştur. Amerika'da olan en küçük olay, aynı anda dünyanın diğer ucunda da aynı etkiyi yapabilmekte. Bu küreselliğin olumlu yanlarının yanında, tüm dünya için büyük tehlike arz eden yönleri de var.

 

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından, tüm dünya ülkelerinin temel beklentisi, dünyanın yeni bir refah dönemine girmesiydi. 1918'de biten savaş, yenilen ülkelerin kabul edilemez antlaşmaları kabul etmesiyle yerini barış dönemine bırakmıştı...

 

1926 yılına geldiğimizde, ekonomide ilk sıkıntı baş gösteriyordu; Amerikan otomobil sektörü büyük bir yavaşlık içerisine girmişti. Ancak, bu küçük krizin ardından, 1926-1929 arasındaki hızla yükselen borsa değerleri, özellikle küçük bir grup Amerikalının dünya borsasında zirveye oturmasına yol açacaktı. Dünya çapında %45'lik bir ağırlığa ulaşan Amerika'da çıkacak en küçük bir kriz, tüm dünyayı etkileyebilirdi. Ve öyle de olacaktı...

 

İskender Makedon Ordusuna Sesleniyor: "Amacımız Tüm Dünyadır!"

Büyük İskender, 2500 yıldır konuşulan efsanevi lider... Kazandığı mucizevi zaferler, adını verdiği 70 şehir ve halen söylenen efsaneleri ile modern dünyanın da en önemli simâlarından.

 

İskender, devasa Pers Ordusunu bozguna uğratıp Babil'e girdiğinde, Makedon ordusu artık eve dönüş vaktinin geldiğini düşünüyordu. Kendilerinden 20 kat büyük orduları mağlup etmişler, kendilerine karşı koyan tüm güçleri perişan etmişlerdi. Ancak, İskender'in aklında tüm dünyayı fethetmenin olduğunu nereden bilebilirlerdi ki?

 

İskender'in kayıt altına alınmış belki de tek konuşmasında; eve dönme hazırlıklarına başlamış generallerine Asya seferinin başlayacağını bildiriyor, Makedon mızraklarının yeni hedefinin Hindistan olduğunu tüm askerlerine haykırıyordu!

                                                                                    ***

General Kış'ın İki Kurbanı: Napolyon & Enver Paşa

Tarihi simâları daha önce bir kere daha karşılaştırmıştım. Ama o yazımda sadece tek taraflı delil bulmaya çalışmıştım, ancak bu yazımda daha nötr bir durum izlemeye çalışıp nesnel bazı kanıtlar koyacağım.

 

Türk tarihinin en çok konuşulan isimlerinden biri, hiç kuşkusuz Enver Paşa'dır. İstihbarat ağı, operasyonları, sözleri, kısaca tüm hayatı halen konuşulmakta. Ancak, Enver Paşa'nın Osmanlı devlet yapısındaki hızlı yükselişi, özellikle devlet görevlileri tarafından onun Napolyon'a benzediği gibi karşılaştırmaları da beraberinde getirecekti. Peki, bu karşılaştırma gerçekten yapılabilir mi?

 

Aslında Enver Paşa'nın bu konu hakkında "Beni Napolyon'a benzetiyorlar. Bunu kabul edemem, ben ikinci adam olamam!" gibi süper egoist bir yorumu olsa da, biz bu karşılaştırmayı bazı nesnel sonuçlar çerçevesinde değerlendirmek istedik. Öncelikle, bu iki ismin benzediği taraflarını açıklayalım;

 

 

Amerika Tarihinin Kara Lekesi: Vietnam Savaşı

Soğuk Savaş, SSCB'nin Afganistan'da aldığı yenilgi ile Amerika lehine sonuçlanmıştı. Ancak, Amerika özellikle Uzak Doğu'daki birçok sıcak çatışmada, tabiri caizse "çıkmaz yola girecekti". İşte bu sıcak çatışmaların en önemlisi, şüphe yok ki Vietnam Savaşı'ydı...

 

20 Temmuz 1954 yılında, Amerika güdümlü Güney Vietnam ile SSCB güdümlü Kuzey Vietnam'ın birleşmesini  öngören Cenevre Antlaşmaları, ABD güdümlü Güney Vietnam tarafından kabul edilmemişti. Kuzey ve Güney'in 17. paralelin iki yanında bir paylaşıma gideceği görülüyordu. Ancak, büyük devletlerin masalarında bambaşka planlar yatıyordu...

 

1918'den 1945'e Nazi Almanyası

20. yüzyıl, dünya tarihine diktatörler çağı olarak geçti. İran'da Pehlevi, Irak'ta Saddam, Japonya'da Hiro Hito ve en önemlisi Almanya'da Hitler... Peki, bu halkları diktatörlere boyun eğdiren şartlar nelerdi? Bu soruyu Almanya'yı numune alarak bulmaya çalışacağım.

 

Almanya, cumhuriyet ile 1918 hezimetinin ardından tanışacaktı. Her yeni rejimde olduğu gibi, Cumhuriyet'e geçen Almanya, birçok yönden iç isyanlar ile karşılaşıyordu. Rusya'da devrim yapmış olan Komünistler, gözlerine şimdi de Almanya'yı kestirmişlerdi. Aynı sıralarda, Hitler'in ateşleyeceği aşırı sağ kesim de, yavaş yavaş kurulmaya başlamıştı.

 

Haarp

 

Dünya, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından büyük bir teknolojik gelişme içerisine girmişti. Bu gelişme, bize savaşın nadir yararlarından gibi gözükse de, yeni ve daha büyük bir savaşın tetikleyicisi konumunda...

 

Türk milleti, Haarp'ı bir kitaptan duydu. Körfez depreminin bu proje nedeniyle gerçekleştiğini iddia eden bu kitap üzerinde pek durmayacağım. Bizim için önemli olan komplo değil...

 

Haarp, ya da İngilizcesi ile "High Frequency Active Auroral Research Program", ABD'nin yıllardır sürdürdüğü "gizli" bir çalışma. Hatta, bu konuda dışarıya bilgi akışını önlemek amacıyla ABD, Haarp ile ilgili makalelere birçok kez sansür uygulamıştır. Peki neden?

 

Haçlı Seferlerinin İlk Kıvılcımını Papa Ateşliyor: "Tanrı Bunu İstiyor!"

 Medeniyetler çatışması denildiğinde akla her zaman haçlı seferleri gelmiştir. Yüzbinlerce kişinin katıldığı bu seferler, ne yazık ki her iki tarafa da zarardan başka bir getirisi olmamıştır.

 

Bu yazımda size bu savaşın çıkmasının temel tetikleyicisi olarak gösterilen Papa II. Urban'ın hîtabını yazacağım. 1095 yılının bir Kasım günü Fransa'nın Clermont şehrinden 150 bin asker ve din adamına seslenen Papa, o zamana kadar savaşa tepkisiz kalmış birçok hristiyan ülkeyi de kendi peşine takacaktı...

 

Duyacaklarınız, göreceklerinizdir!