enver paşa

General Kış'ın İki Kurbanı: Napolyon & Enver Paşa

Tarihi simâları daha önce bir kere daha karşılaştırmıştım. Ama o yazımda sadece tek taraflı delil bulmaya çalışmıştım, ancak bu yazımda daha nötr bir durum izlemeye çalışıp nesnel bazı kanıtlar koyacağım.

 

Türk tarihinin en çok konuşulan isimlerinden biri, hiç kuşkusuz Enver Paşa'dır. İstihbarat ağı, operasyonları, sözleri, kısaca tüm hayatı halen konuşulmakta. Ancak, Enver Paşa'nın Osmanlı devlet yapısındaki hızlı yükselişi, özellikle devlet görevlileri tarafından onun Napolyon'a benzediği gibi karşılaştırmaları da beraberinde getirecekti. Peki, bu karşılaştırma gerçekten yapılabilir mi?

 

Aslında Enver Paşa'nın bu konu hakkında "Beni Napolyon'a benzetiyorlar. Bunu kabul edemem, ben ikinci adam olamam!" gibi süper egoist bir yorumu olsa da, biz bu karşılaştırmayı bazı nesnel sonuçlar çerçevesinde değerlendirmek istedik. Öncelikle, bu iki ismin benzediği taraflarını açıklayalım;

 

 

Bilinmeyenleriyle Sarıkamış Harekatı

Osmanlı tarihinin en çok konuşulan isimlerinden biridir Enver Paşa. Çok iyi bir askerdi, çok iyi bir Türk idi. Ancak, kötü bir stratejistti... Enver Paşa, çok kısa sürede bürokrasi merdivenleri tırmanmış ve devletin hiyerarşik yapısında en üst basamağa çıkmıştı. Hâl böyle olunca, Enver Paşa'ın hedefleri de çok büyüyecekti...

 

Dünya Savaşı'nın patlak verdiği yıllarda, Osmanlı 7-8 cephede savaşıyordu. Ancak, Çanakkale Cephesi haricinde zafere ulaşamayacaktık. Bozguna uğradığımız cephelerin başında, Enver Paşa tarafından koordine edilen Kafkas Cephesi geliyordu... İşte, tirajik Sarıkamış Harekatı'nın ufak bir panoroması...

 

 

Abdülhamid'in Gözünden Jön Türkler

 14 Mart 1333 (1917) Beylerbeyi

Ne kadar garip bir tecellidir ki, Amcam Abdülaziz Han'ı düşürmek için Avrupa'ya kaçan Genç Osmanlılar, eninde sonunda muradlarına ermişler, hem Abdülaziz Han düşmüş, hem de hemen peşinden açılan 93 Rus Savaşı Rumeli'nin yarısını alıp götürmüştü. Tıpkı onlar gibi, beni düşürmek için Avrupa'ya kaçan Jön Türkler de muradlarına ermişler, beni düşürmüşler ve girdikleri Cihan Savaşı'nda da Osmanlı İmparatorluğu'nu elden çıkarmışlardır.

 

Her iki gurup da memleketin okumuş yazmışlarını içine alıyordu. Her iki gurup da Batıcılığa hayrandı. Her iki gurup da memleketin tek kurtuluşunu Meşrutiyette görüyorlardı. Her iki gurup da emellerine Ordunun bir parçasını vasıta etti. Her iki gurubun dayandığı ordu da içinden parçalandı.

 

Enver Paşa: Hain mi Dahi mi?

 

Tarihte, kendi ihtiraslarından dolayı kendi kariyerini yok eden birçok asker vardır.Ancak, sadece kendi egosu için tüm bir imparatorluğu yok eden asker sayısı çok azdır.İşte bunlardan birisiydi Enver Paşa, kendi ihtirasları için koskoca bir imparatorluğu yok etti...

 

Enver Paşa, 22 kasım 1881(Atatürk ile aynı yılda doğmuştur)'de, Manastır'daki mütevazi bir ailede dünyaya geldi.Babası Ahmed, sultan Hamid'in paşalarından biriydi.Annesi Ayşe ise Arnavut kökenliydi.İlk eğitimini ailesinden ve bir çerkez olan babaannesinden aldı.

 

İstanbul'da, Lise'den birincilikle mezun olduğunda önce Askeri Rüştiye'ye, ardından da Harp Akademisine girdi.1902 yılında mezun olduğunda Selenikte'ki Üçüncü Kolordu'ya yüzbaşı olarak atandı.

 

Hayatının bu evresine kadar sıradan bir Osmanlı askerinin çizgisinden çıkmayan Enver, nasıl olmuştu da Osmanlının son yıllarına damgasını vurmuştu.Hatta Hitler'in "Kavgam" isimli kitabında dahi atıfta bulunulacak ne yapmıştı bu asker?

 

 

Kendisi hakkında atılıp tutulanların haddi hesabı olmasa da Enver Paşa hakkında söylenebilecek tek şey var;İhtirasları ve hayalperestliği, aklını aşan adam...

 

 

Teşkilat-ı Mahsusa

 

MİTİN TOHUMLARINI ATTI

Osmanlı İmparatorluğu'nun son on yılına imza atan örgütlerden biri ve en önemlisi Teşkilat-ı mahsusadır. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin en seçkin fedai ve eylemcileri tarafından kurulan gizli örgüt, Meşrutiyet'in ilanında önemli bir rol oynamakla kalmadı, aynı zamanda İtalyanlar tarafından işgal edilen Libya'da, Balkanlarda ve Birinci Dünya Savaşı'nda inanılmaz bir direniş ve kahramanlık örneği sergiledi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yeraltı faaliyetlerinde pişmiş olan eylemcilerden teşkil edilen "Özel Teşkilat" 1913'deki Babıâli Baskını'nda da önemli rol oynadı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidar olmasıyla resmileşen ve uluslar arası nitelik de kazanan Teşkilat-ı Mahsusa, Hint kıtasından Afrika'ya, Orta Doğu'dan Balkanlara, Arap Yarımadası'ndan Orta Asya'ya uzanan İslam dünyasını Osmanlı etrafında birleştirmeyi amaçlıyordu. Teşkilat-ı Mahsusa'cılara göre Teşkilat, tanıdık bildik bir gizli servis, bir ajanlar topluluğu değildi. Onlar bir dava etrafında bir araya gelen, güçlerini ve yeteneklerini bu çerçevede birleştiren idealistlerdi. Onların tek gayesi imparatorluğu ayakta tutmaktı. Hangi etnik kökene ve dine mensup olursa olsun, imparatorluk sınırları içinde herkese yer vardı. Sömürge altında yaşayan Müslüman halklar kendi istiklallerini kazanmalı ve kardeş ülkelerle dayanışma içinde olmalıydı.

 

Teşkilat-ı Mahsusa

 

MİTİN TOHUMLARINI ATTI

Osmanlı İmparatorluğu'nun son on yılına imza atan örgütlerden biri ve en önemlisi Teşkilat-ı mahsusadır. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin en seçkin fedai ve eylemcileri tarafından kurulan gizli örgüt, Meşrutiyet'in ilanında önemli bir rol oynamakla kalmadı, aynı zamanda İtalyanlar tarafından işgal edilen Libya'da, Balkanlarda ve Birinci Dünya Savaşı'nda inanılmaz bir direniş ve kahramanlık örneği sergiledi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yeraltı faaliyetlerinde pişmiş olan eylemcilerden teşkil edilen "Özel Teşkilat" 1913'deki Babıâli Baskını'nda da önemli rol oynadı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidar olmasıyla resmileşen ve uluslar arası nitelik de kazanan Teşkilat-ı Mahsusa, Hint kıtasından Afrika'ya, Orta Doğu'dan Balkanlara, Arap Yarımadası'ndan Orta Asya'ya uzanan İslam dünyasını Osmanlı etrafında birleştirmeyi amaçlıyordu. Teşkilat-ı Mahsusa'cılara göre Teşkilat, tanıdık bildik bir gizli servis, bir ajanlar topluluğu değildi. Onlar bir dava etrafında bir araya gelen, güçlerini ve yeteneklerini bu çerçevede birleştiren idealistlerdi. Onların tek gayesi imparatorluğu ayakta tutmaktı. Hangi etnik kökene ve dine mensup olursa olsun, imparatorluk sınırları içinde herkese yer vardı. Sömürge altında yaşayan Müslüman halklar kendi istiklallerini kazanmalı ve kardeş ülkelerle dayanışma içinde olmalıydı.