Biyografiler
Basit Bir İsyancıdan Çok Ötesi: Şeyh Bedreddin
Per, 02/25/2010 - 18:59 tarihinde Ziyaretçi gönderdi
"Sırrını ifşa eden sufinin sonu ölümdür."
Şeyh Bedreddin
"1420 yılının soğuk bir kış günü, akşamüstü getirildi Seres çarşısına Bedreddin. Kuru bir ağacın yapraksız bir dalına çekilmişti darı, önceden kullanılmış olduğu belli olan kan izleriyle dolu ipi sallanıyordu yavaşça...
Yağmur çiselemeye başlamıştı, idamı görmek isteyen topluluğuun cehennemi andıran hararetli konuşmalarını dindirmek istercesine adeta... Ağır adımlarla geldi darağacının yanına Bedreddin, iki kolunda iki cellâtla. Donuk yüz ifadesini, idam ipi boğazına geçirilirken de bozmamıştı.
Serez çarşısındaki bir bakırcı dükkanının hemen karşısıydı. İdam fetvasının okunması ve imamın uzunca duasının ardından cellât, hareketsiz duran Bedreddin'e üç kere haykırdı; "tövbe et, tövbe et, tövbe et bre kafir!"Cellât sözlerini bitirdiği anda arkasına döndü, Bedreddin'in cevap vermesi beklenmiyordu, klasik İslam idam ritüellerinden biriydi sadece. Ancak Bedreddin'den, sadece darağacına yakın çerilerin duyabileceği bir cevap yükseldi; "netsek, neylesek zaid, gayrı uzatman sözü. Verin ki basak bağrına mührümüzü..."
Az önce çarşıyı cehenneme döndüren kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Hilal bezeli Türk bayrağının asi dalgalanışının çıkardığı sert dalgalanma sesini, Bedreddin'in altındaki rahlenin çekilmesiyle ağzından çıkan "Allah!" haykırışı kesti. Çiseleyen yağmur altında Bedreddin'in cesedi, yavaşça sallanıyordu. Ne garip, o donuk yüz ifadesi, belki de ipin sıkı bağlanmışlığından olsa gerek, Bedreddin'in yüzünde hafif bir gülümseme bırakmıştı..."
*M. Necati Sepetçioğlu'nun Darağacı isimli romanından bir kesit (şahsım tarafından yorumlanmıştır)...*
Roma'yı Yakan İmparator: Neron
Cum, 01/01/2010 - 19:25 tarihinde Osman Bulut gönderdiRoma... Avrupa medeniyetinin zirve noktası, Avrupa bürokrasisinin temel taşı. Tüm Akdeniz'i bir iç göl haline getiren, Tunus'tan Hazar'a devasa bir coğrafyaya hükmeden Roma İmparatorluğu, özellikle İsa'nın doğumundan sonra, yani 0 yılından itibaren duraklamaya geçmiştir. Bir yılda onlarca imparatorun taç giydiği, ancak hepsinin ayak oyunları neticesinde suikastlere kurban gittiği bu dönemler, bazı bilimadamlarınca "kurşun" elementine bağlanır. Zira Roma'da yiyecek ve içecekler kurşun kaplarda saklanırlardı, ve kurşun zehirlenmesi, insanları deliliğe dek götürebilirdi.
İşte bu "delilik" dönemlerinde imparatorlar dahi aynı kadere mahkum olabiliyorlardı. Arena'da 1000'den fazla dövüşe katılmış Commodos'tan Tanrılarla oynayan Elagabalus'a dek birçok imparator isim sayabiliriz. Ancak aralarından biri vardır ki, Roma yanarken lir çaldığı iddia edilmiştir; tahmin edebileceğiniz üzre o Nero Cladius Ceaser Augustus Germanicus'tu (Neron)!
Neron'un babası 1. Cladius, özellikle İngiltere'yi ve Ortadoğu'yu fethederek Roma tarihinde kendine özel bir yer hazırlamıştı. Ancak tarih boyunca her iktidar için büyük bir tehlike olan "kadın ihtirası", Cladius'u da bulacak ve karısı Agrippina, 17 yaşındaki oğlu Neron'u tahta çıkarmak için Cladius'u zehirleyecekti. M.S 54 yılına Roma, yeni imparatoru ile giriyordu; Neron...
Roma tahtına oturan her imparator gibi Neron da ilk iş olarak senatoya "birlikte çalışma" mesajı vermiş, ancak daha saraya ulaşmadan bu söylediklerini unutmuştu. Roma'ya altın çağını yaşatmayı hedefleyen Neron, bürokratik kademelerden gelen "Roma'yı Tanrı gibi yönetin" lafları ile daha da gaza geliyordu. Neron, tarih boyunca yoldan çıkmış imparatorların başında hatırlanacaktı...
Mahpeyker Kösem Sultan
Cum, 01/01/2010 - 14:34 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Kadın psikolojisi, erkek zihniyetinden çok farklıdır. Ufak detaylarda takılıp kalan, bu yüzden olaylara geniş perspektiften bakamayan bir varlıktır kadın. Küçük başarılar için akıl almaz entrikalar planlayan, o küçük başarıyı kazanmak için her yola başvuran da kadındır.
Osman Gazi, oğlu Orhan'a bıraktığı vasiyetnamede şöyle diyordu; "İyi er, iyi hatundan malûm ola! Ve kesinlikle hatun kişi, yaramaz ve kâhya kılıklı olmaya! Devlet işlerine karışmaya!". Osmanlıyı kuran irade, özellikle o çağın gerekliliklerini göz önüne alarak, kadın kısmının devlet işlerine karışmasını engellemişti. Ancak, Hürrem'le başlayan kadın manifestosu; Mahpeyker Kösem Sultan ile zirve yapacaktı. Haremdeki kadınların devlet işlerinde laf takdir etmeye başladığı en önemli zaman dilimi, Mahpeyker Kösem Sultan'ın devridir. Kadın ihtirasları ile padişahı yönlendirmiş olan Mahpeyker Kösem Sultan'ın hayat hikayesine şöyle bir bakalım;
Mahpeyker, 1590 yılında Bosna'da doğdu. Harem'e Türk kızı sokulmamasından dolayı Rumeli'de doğan kızlarınen büyük amacı, Harem'e girip sultanın gözünde yükselebilmekti. Mahpeyker Kösem Sultan'ı keşfeden Bosna Beylerbeyi, onu İstanbul'a yollayacaktı.
Kızlarağası tarafından hareme lâyık görülen Mahpeyker, kısa sürede 1. Ahmet'e haseki olacaktı. Henüz 18'ini yeni doldurmuş bu genç kız, keskin zekası ile hareme nüfusunu kabul ettirmiş, sultanın gözünde de yükselmişti. Ancak, kendisi 30 yaşına yaklaştığı sıralarda 1. Ahmet vefat edecekti. Yeni sultan 1. Mustafa döneminde Mahpeyker Kösem Sultan, iyice devlet işlerine katılmaya başlayacaktı.
1. Mustafa'nın tahtan indirilip yerine 2. Osman'ın geçirilmesi, Mahpeyker'in saltanatı için de bir fetret yaşatacaktı. Zira Genç Osman, Mahpeyker Kösem Sultan'ın devlet işlerine karışmasından rahatsız olmuş ve annesinin de desteği ile onu eski saraya göndermişti. Mahpeyker, bu sürgünden dolayı iyice bilenecekti. Kısa süre sonra Genç Osman'ın idam edildiği haberi duyuluyor, onun için devletin ihtişamlı kapısı yeniden açılıyordu.
Muhammed İkbal
Cum, 01/01/2010 - 14:19 tarihinde Osman Bulut gönderdiBatı... Dünya tarihindeki çoğu büyük savaşın kıvılcım noktası olmasına rağmen, dünya kıtaları arasında en zengin ve refah olanı. Bu zenginliğin sebebi olarak Avrupalıların çalışkanlıklarını ve azimlerini gösterebiliriz, peki tüm bu savaşların ve acıların nedeni olarak neyi söyleyebiliriz? Muhammed İkbal, işte bu sorunun cevabını bulmuştu; Avrupa milletlerinin ahlâki zayıflığı...
Muhammed İkbal, İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da bile "sir" ünvanına lâyık görülen nadir kişilerden biriydi. Batı medeniyetini incelemiş, bu incelemelerin sonucunda da islam aleminin dünyayı yönetebilecek en iyi ahlaki temele sahip olduğunu farketmişti... İslam ülkelerinin sömürge güçlerinden kurtulması için birçok girişim yapmış, hatta kurtuluş savaşında Ankara hükümetine maddi yardımda bulunmuştu.
Ortaya attığı fikirlerle Pakistan'ın kurulmasında da fikir babalığı yapmış oan İkbal, bu planları ile İngilizler tarafından bile saygı görmüştü. O, dünyayı yönetebilecek zihniyetin ancak İslam ahlakında saklı olduğunu söylüyordu.
İşte bu büyük kişiliğin hayat hikayesi...
Doğumunun Bininci Yılında Kaşgarlı Mahmud
Cum, 01/01/2010 - 11:23 tarihinde Osman Bulut gönderdiKaşgarlı Mahmud, 1009 yılında Kaşgar'da Opal köyünde doğmuştur. Babası Hüseyin, Barsganlıdır. Dedesinin adı ise Mehmet'tir. Ataları Buhara fatihi Arslan İlig Han'a kadar dayanmaktadır. Kaşgarlı Mahmud, Medrese-i Hamidiyye ve Medrese-i Saciyye'de okumuştur. 1057 yılında babası ve ailesinin bir saray suikastine kurban gitmesi sonucu Kaşgar'ı terketmiş, uzun yıllar Türkistan'daki diğer Türk şehir ve bölgelerini dolaşmış, çoğu Türk boyu ve obalarıyla temas kurmuş, Türkçe kelimelerin Türk lehçelerindeki okunuşlarını, anlamlarını, hatta yeri geldikçe Türk kültürüne dair bazı bilgileri birer birer not almış, Bağdat'a giderek "Divan-ı Lugatü-Türk"ü yazmaya başlamıştır ve 1072 yılında bitirerek, Halife Muktedi'ye sunmuş, onunda onayı ile kitap çoğaltılarak, Türk dilinin öğrenilmesi için bir klavuz kitap haline getirilmiştir.
Cem Sultan
Cum, 01/01/2010 - 10:16 tarihinde Osman Bulut gönderdiOsmanlı'da Fetret'in ardından en tirajik vaka, şüphesiz ki Cem Sultan olayıdır. Ufak bir taht kavgası iken, büyüyerek doğu ve batı devletlerin en mühim meselelerinden biri olmuştur.
3 Mayıs 1481'de Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine Amasya'da bulunan Şehzade Beyazid ve Konya'da bulunan Cem Sultan'a Karamani Paşa tarafından ulaklar gönderildi. Ancak Cem Sultan'a gönderilen ulak, yolda Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalandı.
Cem Sultan, babasının vefatını ancak 4 gün sonra öğrenebildi. Bu olayların yaşanması üzerine yeniçeriler ayaklanıp Karamani Paşa'yı öldürdüler. Şehzade Beyazid'i de sultan ilan ederek tahta çıkardılar. Ancak, Cem Sultan'ın tahtan böyle kolay vazgeçmeye pek niyeti yoktu.
Çandarlı Halil Paşa
Per, 12/31/2009 - 22:10 tarihinde Osman Bulut gönderdiOsmanlı, Türk devletleri arasında en uzun yaşayanlardan biri olmuştur. Bunun birçok sebebi vardır; askeri teşkilattan sosyal yapıya kadar...Ama, özellikle devlet yönetiminde Türk tarihi boyunca en marjinal sistemi uygulamışlar, ülkenin tek bir otorite tarafından yönetilmesini sağlamışlardır. "Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle;
Türk devletlerinde çoğu zaman, devletin birkaç varise birden kaldığı olmuştur. Göktürklerden Hunlara kadar birçok devlet, bu iki varis arasında paylaşıldığı için parçalanmıştır. Doğu-batı veya kuzey-güney bölgelerinin şehzadeler arasında böüşülmesi, devletin ömrünü kısaltıyordu. Ancak, özellikle Osmanlıda bu anlayış kalktı. İsyanlarda dahi, amaç mevcut sultanı indirip yerine bir başkasını geçirmekti, yani devleti ikiye ayırmak amaçlanmamştır. Eğer devlet içerisinde bir sülalenin etkisi artıyorsa, bu tek otoriterliğin devamı için o sülalenin sonunun gelmesi gerekirdi. İş bu sülalelerden biri de, Çandarlı sülalesi idi...
General Kış'ın İki Kurbanı: Napolyon & Enver Paşa
Per, 12/31/2009 - 19:04 tarihinde Osman Bulut gönderdiTarihi simâları daha önce bir kere daha karşılaştırmıştım. Ama o yazımda sadece tek taraflı delil bulmaya çalışmıştım, ancak bu yazımda daha nötr bir durum izlemeye çalışıp nesnel bazı kanıtlar koyacağım.
Türk tarihinin en çok konuşulan isimlerinden biri, hiç kuşkusuz Enver Paşa'dır. İstihbarat ağı, operasyonları, sözleri, kısaca tüm hayatı halen konuşulmakta. Ancak, Enver Paşa'nın Osmanlı devlet yapısındaki hızlı yükselişi, özellikle devlet görevlileri tarafından onun Napolyon'a benzediği gibi karşılaştırmaları da beraberinde getirecekti. Peki, bu karşılaştırma gerçekten yapılabilir mi?
Aslında Enver Paşa'nın bu konu hakkında "Beni Napolyon'a benzetiyorlar. Bunu kabul edemem, ben ikinci adam olamam!" gibi süper egoist bir yorumu olsa da, biz bu karşılaştırmayı bazı nesnel sonuçlar çerçevesinde değerlendirmek istedik. Öncelikle, bu iki ismin benzediği taraflarını açıklayalım;
Büyük İskender
Pzt, 12/28/2009 - 19:23 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Tarih boyunca insanlık onlarca hükümdar görmüştür. Bu hükümdarlardan kimisi at sırtında binlerce kilometre yol alırken, kimisi başkentten dışarı adımını atmamıştır. Ancak tüm bu hükümdarların hepsi, kendileri için ûlvi olan bir amaç peşinde koşturmuşlardır...
Hükümdarların tarih boyunca benimsedikleri en önemli hedef, dünyayı fethetmek olmuştur. Uldız'dan Cengiz Han'a, Fatih'ten Napolyon'a kadar onlarca hükümdar dünyayı tek bayrak altında birleştirmek için onlarca savaş yapmışlardır. Ancak, tüm bu hükümdarlar arasında, bu amacına en çok yaklaşan şüphesiz ki Büyük İskender'di...
1. Richard: Arslan Yürekli mi Cani mi?
Cmt, 12/26/2009 - 13:00 tarihinde Osman Bulut gönderdi
Birinci Haçlı Seferlerinin ardından Kudüs, 80 yıl süre ile Haçlı hakimiyetinde kalmıştı. Ta ki Selahaddin’in çıkışına kadar…Selahaddin’in Hıttın’da Haçlıları mağlup etmesini müteakiben Kudüs’ü fethetmesi, tüm Avrupa’yı yeniden karıştıracaktı…
Kuddüs’ün yeniden İslamlaşması, Avrupayı ve Vatikan’ı öfkelendirmişti. Papa’nın çağrısıyla daha büyük bir haçlı ordusunun kurulması uzun sürmedi. Hatta seferin finansmanı, İngiltere’de uygulanan “Selehaddin Öşrü” vergisiydi. III. Haçlı seferi, oldukça önemli isimlere de sahip.”Krallar Savaşı” olarak bilinen III.Haçlı Seferi, Alman İmparatoru Barbarossa, Fransa Kralı Philippe ve tarihe “aslan yürekli” olarak geçecek İngiltere Kralı I.Rıchard’ın komutasında gerçekleşecekti.Peki, Richard kimdi, işte hikayesi…


















Son yorumlar
21 saat 10 dak önce
22 saat 17 dak önce
22 saat 23 dak önce
23 saat 56 dak önce
1 gün 10 saat önce
1 gün 23 saat önce
2 gün 3 saat önce
2 gün 22 saat önce
4 gün 3 saat önce
4 gün 23 saat önce