Gizemli Tarih

Uzaylıların Kitabı: Voynich El Yazmaları

Voynich el yazmaları, gizemli sırlarla dolu ve metinleri bir türlü çözülüp deşifre edilememiş, hemen her sayfasında çok ilginç el çizimi resimler olan bir antik kitaptır. Kitabın 15. ve 16. yüzyıl arasındaki bir dönemde yazıldığı düşünülmektedir. Eserin yazarı, tam metni, ana teması, amacı, ve yazı dili hala bilinmemektedir.

 

Elyazmasının bu kadar ilgi çekmesi ve araştırmacıların ondan vazgeçmemesinin sebebi biyoloji, astronomi, astroloji, bitkilerle ilgili çok ilginç çizimler içermesi ve bunlardan bazılarını çizebilmek için çok iyi bir teleskopa, mikroskoba sahip olmak gerektiği ama eserin döneminde bunun olamayacağı gerçeğidir.

 

Gerçek adı belli değil

Kitabın ismi onu 1912'de keşfeden Polonya asıllı Amerikalı antika kitap koleksiyoncusu Wilfrid M. Voynich'ten gelmektedir. Wilfrid M. Voynich uzun çabalamasına rağmen yazmaların sırrına erişememiştir.

Kitapla ilgili yapılan çalışmalar sonucu onun 1450-1520 tarihleri yazıldığı sonucuna varılmıştır.

Kitabın özellikle ilk kısımları ile ilgili hiç bir sonuca varılamazken tespit edilen sayılı somut sonuçlar; kullanılan dilin var olan hiç bir dille bağdaşmaması ve yardımcı olabilecek tek verilerin de kitaptaki çizimler olduğudur.

 

 

 

Atatürk ve Gerillacılık

Ülkemizde unutturulmaya çalışılan, dünyanın kabullendiği en büyük lider Mustafa Kemal’in bilinmeyen yönlerini sizlerle paylaşmak için bu hafta kalemime ‘’Atatürk ve Gerillacılık’’ konusunu konu aldım. Malum günümüz Türkiye’sinde Mustafa Kemal Atatürk’ü unutturmaya yönelik girişimlerin ardı arkası kesilmiyor. Kimi aydınlar bu konu hakkında yazıyor, kimisi ise çıkarları doğrultusunda susuyor. Fakat Atatürk unutulmuyor...

 

Okullarda, hayatta bize öğretilen Atatürk, daima belirli kalıplar içerisinde bizlere anlatılmıştır. Atatürk, kahraman, gazi, bilim insanı gibi... Fakat Atatürk’ün kimsenin bilmediği ancak kestirebildiği çok önemli bilinmeyenleri vardır. Bunlardan bir tanesi de Mustafa Kemal’in gerillacılık yöntemi... Atatürk’ün pek çok üstün tarafları arasında bir de gerillacılık tarafı vardır. Onun gerillacılık yöntemi üzerinde tek konuşan Prof. Afet İnan olmuştur.

 

 

 

Büyük Düşman ''Siyonizm"

Günümüzü, bugünün Türkiye’sini iyi anlamamız için geçmişimizi yani tarihimizi iyi bilmemiz gerekir…

 

Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasına kadar gelen süreçte devletin zayıflamasında etkili olan faktörler ile günümüzde yaşadıklarımız birebirdir… Şöyle bir geçmişle, günümüzü karşılaştırdığımızda aradaki farksızlığı anlamamak mümkün değil.

 

Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasına neden olan faktörleri tek tek saymamız gerekirse binlerce sayfalık kitap basmamız gerekir. Fakat bu faktörlerin en önemli ve gizli kalmışlarını ortaya çıkarırsak en azından günümüz ile bağlantısını ortaya koyabiliriz.

 

Bugüne kadar üzerinde pek durulmamış, fakat Osmanlı’nın, Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve günümüzün en büyük tehlikesi ‘’Mason Locaları’’ gizli gizli ülkemizi tehdit edip, yok etmeye yönelik çalışmalar yaparken bizler bu konu hakkında bilgisizliğimizden dolayı umursamaz tavır takınıyoruz. Fakat ufak gözüken bu olgu, Osmanlı’nın başını ağrıtmış, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bunu gören Mustafa Kemal Atatürk’ün bu tehlike yuvalarının kapanmasına sebep olmuştur. Fakat daha sonra Mustafa Kemal’in ölümünü fırsat bilen İsmet İnönü’nün desteğiyle tekrar ortaya çıkan Mason Locaları, Celal Bayar’la beraber daha güçlenmiş ve sonrasında Türkiye’nin siyasi politikasını yönlendirmeye başlamıştır.

 

 

 

Atatürk'ün Din Hakkındaki Sözleri

Yıllardır tartışıla geldi bu; Atatürk'ün dinler hakkındaki düşünceleri neydi? Aslında bizim düştüğümüz en büyük hata, tarihi şartları göz ardı ederek çıkarımlarda bulunmak. Atatürk, Bağımsızlık Savaşı boyunca saltanata ve hilafete yakın bir politika izlemiş, savaşın ardından ise gelecek yüzyıl konjonktürünü düşünerek cumhuriyeti hayata geçirmiştir.

 

Burada yayınlayacağım sözlerde bir kesin hüküm aramayın; zaten siz de farkedeceksiniz ki Atatürk, bir yıl önce farklı, bir yıl sonra farklı konuşabiliyor. Bunun en büyük sebebi, dediğim gibi politik hamlelerdir. İşte Atatürk'ün din hakkındaki sözleri;

 

Adnan Menderes'in Sözleri

27 Mayıs 1960 günü Türkiye Cumhuriyeti, Alparslan Türkeş'in okuduğu radyo yayını ile beraber ilk darbesini tadıyor, demokratik süreçteki ilk büyük yarasını alıyordu. Tüm siyasal ve sosyal düzenin askıya alındığı, Demokrat Parti üyelerinin topluca yargılandığu bu süreç, 15 Ekim 1961 günü sona erecekti. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı asılmış, halkın seçtiği vekiller darağacına yollanmıştı.

 

16 Eylül 1961 günü Menderes, kabinesinin dış işleri (Fatin Rüştü Zorlu) ve maliye bakanı (Hasan Polatkan) ile beraber "vatana ihanet, kamu fonlarının kötüye kullanımı ve anayasaya karşı gelmek" suçlamalarından dolayı, akşam üzeri idam edildiler. Bu yazımda, 27 Mayıs sürecinden veya Yassıada'dan bahsetmeyeceğim, zira bunlar çok yazılıp çizildi. Menderes'in siyasi hayatında sarfettiği ve kayda alınan önemli sözlerini, Vikisöz yardımı ile derledim;

 

 

Osmanlı Sosyalist Fırkası

Sosyalist düşünceler, 20. yüzyıldan itibaren Orta Avrupa'dan Doğu'ya ve Balkanlara doğru yayılma götermiştir. Özellikle azınlık halklar, mevcut iktidara karşı bu yeni düşünce ile ayaklanmaya başlamıştırlar. Osmanlı'ya da işte bu dönemlerde ayak basan Sosyalizm, özellikle Ermeni, Rum ve Bulgar gibi azınlıklarda geniş yankı uyandıracaktı.

 

İmparatorluğun en sancılı yıllarından biri olan 1909'da, 31 Mart'ın ayak seslerinin duyulduğu bir dönemde Abdülhamid, usta bir satranç ustasıymışçasına 2. Meşrutiyet'i ilan etti. Ancak Abdülhamid bir hata yapmıştı, bu karar ile yenilikçi Genç Osmanlıları susturmayı amaçlamıştı, ama muhafazakar kesim kısa sürede din kisvesi altında ayaklanacaktı. 12 Nisan'ı 13 Nisan'a bağlayan gece, Taksim Kışlası'nda toplanan büyük bir kalabalık, ülkenin yeniden şeriata dönmesini istediklerini açıklıyorlardı. Tüm gece boyunca İstabul'daki İttihatçılar linç edildi. Olaylar Abdülhamid'in kontrolünden çıkmıştı; Yıldız Sarayı'na gelen ulak, Selanik'ten İttihatçı Harekat Ordusu'nun yol çıktığını haberliyordu. İşte tam o sıralarda, Türk tarihinin ilk sosyalist partisi yapılanıyordu; Osmanlı Sosyalist Fırkası...

 

 

Tarihte Zehirle İşlenen Cinayetler

Zehir, düşük miktarlarda kullanıldığında etkili tedavi edici maddeler arasında yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında zehir, Tanrı'nın insana bir lütfu olarak görülüyor. Ama yüksek dozda kullanıldığında da, zorlu düşmanların ve nefret edilen kocaların kolayca ortadan kaldırılmasını sağlıyor. Aslında, "Eski Roma"da döndürülen entrikalar, dünyanın başka yerlerinde de sık sık yaşanıyordu.

 

Bu entrikarlarda, eşlerin ayrılmasında, para ve güç için yapılan savaşlarda zehir çok önemli bir role sahipti. İstenmeyen insanların ortadan kaldırılması konusunda hiçbir şey onun kadar etkili değildi. Üstelik bunu, arkada kanıt bırakmadan ve hissettirmeden gerçekleştiriyordu.

 

 

 

12 Eylül Askeri Darbesi

12 Eylül 1980 gecesi, sabaha karşı 03:00'ta radyolardan duyurulan yayında, dönemin genelkurmay başkanı Kenan Evren, "İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur." diyor, Türkiye yıllarca sürecek büyük bir kaosun içerisine sürükleniyordu. Sokaklardan gelen palet ve postal sesleri, Türkiye için yeni bir dönemi işaret ediyordu. 12 Eylül darbesi Türk siyasetini kökten değiştirecek, sosyal yaşantıya yeni bir şekil verecekti.

 

Darbenin ardından Türk siyasi yaşamına zinci vurulmuş, tüm sivil örgütler kapatılmıştı. Ülke adeta dış dünyadan soyutlanmıştı. Türkiye'nin Guerra Sucia'sı şeklinde nitelendirebileceğimiz bu askeri darbe, Türk halkını tarihte eşi benzeri görülmeyen bir şekilde tutsaklığa itmişti. Darbe sonrası ortaya çıkan yasaklardan birkaçı şöyle idi;

 

 

Kazım Mirşan'ın Tezleri

Kazım Mirşan, Türk tarihi konusunda bazı kesimlerce bayağı abartı, bazı kesimlerce ise olabilme ihtimali var olan bir takım tezler ortaya atmıştır. Üzerinde yıllarca spekülasyon yapılan bu teoriler, Avrupa Tarih Kongresi başta olmak üzre birçok açık oturumda tartışılmıştır.

 

Mirşan'ın tezleri, Atatürk'ün Güneş Dil Teorisi çerçevesinde gelişmiş ve milliyetçi bir yörüngede kaleme alınmıştır. Bu tezler, günümüze kadar çürütülememiş olduğu için teori niteliği taşımaktadır.

 

Kazım Mirşan'ın hayatına baktığımızda, gerçekten parlak bir akademik profil karşımıza çıkıyor, ancak tarih alanında değil. Mirşan, mühendislik mektebinde okumuş, aslen inşaat mühendisi bir bilim adamıdır. Mirşan'ın ortaya attığı tezlerden birkaç önemli iddiayı sıralayım;

 

 

Hitler Nasıl Öldü?

Hitler'in ölümü, Kızıl Ordu'nun Berlin'e girmesinin ardından garip bir muammaya dönüşmüştür. Ruslar, cesedin otopsi raporlarından mezar yerine kadar onlarca bilmeceyi arşivlerde hasır altı etmiştirler. Peki neden?...

 

Ruslar, 2. Dünya Savaşı'nın ardından eski Nazi Almanyası'na bağlı toprakları ele geçirmişlerdi. Hitler'in ölüm şekli ise, bu topraklardaki milliyetçi Almanları kısa sürede kışkırtabilecek kadar önemliydi. Zira Hitler, "yenilmez ve ele geçirilemez" olduğu inancının devam etmesi için, Führer'liğine leke getirilmemesi için intihar ederek ölümü seçmişti...

 

Hitler'in özel sekreteri olan Heinz Linge'nin savaştan yıllar sonra bir dergiye verdiği röportaj, Hitler'in ölüm merasimi hakkında bize önemli bilgiler sağlıyor. İşte, Hitler'in intihar ettiği gün, yani 30 Nisan 1945 günü Berlin'deki sığınakta yaşananlar...